Ya çocuğuma nazar değerse

06.10.2013 12:03

Yaşadığımız internet çağı, mahremiyetin içini boşaltıyor. Mahremiyet ve teşhir arasındaki ilişki ise aklımıza şu soruyu getiriyor: “Anne-babaların çocukları üzerinde, onları görsel metaya dönüştürme hakları meşru mudur?”

 

Facebook’ta yeni doğmuş bir bebek fotoğrafı. Bir baba, kendi hesabı üzerinden dünyaya geleli daha birkaç saat olmuş bebeğinin fotoğraflarını paylaşıyor. Sosyal medya üzerinden arkadaş olduğu yüzlerce kişi, aynı anda fotoğrafı beğenerek altına yorumlar yazıyor. Nazara inanan bir toplum olmamıza rağmen binlerce çift gözün, aynı anda yeni doğmuş bir bebeğin fotoğrafına doğru bakmasına izin verebiliyoruz her nasılsa. Şimdi de YouTube’a yüklenen iki İngiliz kardeşin videosunu hatırlayalım. Ağabey beş-altı, kardeş ise en fazla iki yaşlarında. Ebeveynlerinin bu iki kardeşi kamerayla çektiği elli saniyelik video, dünya çapında beş yüz milyonu geçkin bir izleyici kitlesine ulaşıyor. Düşünebiliyor musunuz? Beş yüz milyon çift göz!

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Hamileliğin başlangıcından bebeğin doğumuna kadar yaşananları görüntülü bir şekilde bloglar ve sosyal medya üzerinden aktaranlar, çok ama çok küçük yaştaki çocukları televizyon programlarında umarsızca kullananlar, üstelik bunu ailelerinin izniyle yapanlar ve daha niceleri! Hiç şüphesiz teknoloji hayatımıza günbegün daha fazla sirayet ediyor. Bu haşır neşirlik sonucunda çeşit çeşit tartışma konuları ve problemlerle karşı karşıya kalabiliyoruz. Mahremiyet mevzuu bu tartışmalardan biri. İnandığımız din ve kültürel farklılıklar, özel yaşam ve mahremiyet üzerinde hiç şüphesiz önemli bir etkiye sahip. Fakat içinde bulunduğumuz çağ, mahremiyet kavramının sahip olduğu anlamın içini boşaltıyor. Mahremiyet ve teşhir arasındaki ilişki çerçevesinde aklımıza şu soru geliyor: “Anne-babaların çocukları üzerinde, onları görsel birer metaya dönüştürme hakları meşru mudur?”

Şunu da belirtelim. Çocuk sahibi olmak, anne-babayı bambaşka bir ruh haline sokar. Sanki o da bir nevi çocuklaşır ve her zaman davrandığından biraz daha farklı davranır.

Kendisine bu mutluluğu veren ve kendisinin bir parçası gibi gördüğü o muhteşem varlığı herkese göstermek ister. Hepimiz biliriz ki annelerimiz, bıkıp usanmadan bebeklerinden, çocuklarından bahsedip dururlar. “Benim çocuğum çok güzel, çok akıllı ve herkesin çocuğundan farklı.” hissi içinde bebeklerini ballandıra ballandıra anlatırlar. Ebeveynin bebeği ya da çocuğunun şirin hallerini anlatması/paylaşması elbette doğal. Sorun olan, anne-babaların, çocuklarının ilginç hallerini, sadece tanıdık çevre ile sınırlı olmayan belki de binlerce kişinin görebileceği dijital ortama yüklemesi.

Çocuklarımız bizlere en büyük emanet

Gözün hâkimiyetinde olan bir çağda yaşıyoruz. Görünerek var olunabilen ve görerek tüketilebilen bir dönem, dijital ortamın imkânlarından da ivme alarak güçleniyor. Sosyolog Nazife Şişman’a göre bu gösteride çocukların kullanılması ne ifade özgürlüğü üzerinden meşrulaştırılabilir ne de doğal ya da sakıncasız olanın gösterilmesi gerekçesiyle. Şişman, çocuklarımızın bizlere emanet olduğunu hatırlatıyor: “Onlar birer birey değilse de anne-babalarının istedikleri gibi kullanacakları mülkleri de değil. Bu karmaşık durumu emanet perspektifinden değerlendirecek dinî ve kültürel arka planı olan Müslümanların, liberal etik yaklaşımın söyleyecek söz bulamadığı bir durumda söyleyeceği çok şeyler olmalı.”

İşin bir de psikolojik boyutu var. Aslında konunun biraz narsisizm ile ilgisi söz konusu. Narsisizmde görünüşte olumlu olan duygulardan çok kendini herkesten farklı görme, herkesten üstün hissetme, büyüklenme, şişinme vardır. Narsistik kişilik özelliği, az ya da çok beğenilme ve önemsenme isteğini bireyin zihnine yerleştirir. Bu da sosyal medyada görünme ve görülme isteğini artırır. Sosyal medyadaki paylaşımların bir ucu insanî bir davranış iken diğer ucunun teşhircilik olduğunu belirten Celal Bayar Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Özmen, çocukların fotoğraflarını paylaşmanın da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Çocuğun fotoğraflarını paylaşmanın narsistik gereksinimleri karşılama işlevi görebileceğine dikkat çeken Özmen, bu konuda anne-babalara şu tavsiyede bulunuyor: “Ebeveynler yaşadıklarının ve yaptıklarının ne anlama geldiğini anlamaya çalışsınlar. Yaşadıkları ve yaptıkları, bebeğin insanda yarattığı insanî ve hoş duyguların ötesinde kendi iç gereksinimlerini doyuran amaçlar ve nitelikler taşıyorsa bundan kurtulmaya çalışmalılar. Bir çocuğa sanki muhteşem bir varlıkmış gibi davranmak onda bu yönde bir ruhsal yapılanma oluşmasına neden olmanın yanında çocukla ilgili ciddi hayal kırıklıkları yaşanmasına yol açabilir.”

Konunun nazar eksenindeki dinî boyutu da önemli. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Nazardan Allah’a sığınınız, gerçekten nazar haktır.” (İbn-i Mace) buyuruyor. Bu hadis ışığında çocuklarımızı olur olmadık her ortamda teşhir etmememiz gerektiğini daha iyi anlıyoruz.

Çocukların sosyal ortamlarda ve birçok medya organında görsel bir malzeme olarak kullanılması, ilk bakışta masum gözükebilir. Uzmanların görüşleri ışığında belirttiğimiz gibi bu durumun psikolojik, sosyolojik ve dinî boyutlarıyla hem çocuk hem de aile açısından sakıncaları var. Tüm etkileriyle beraber hiç şüphesiz gelecek dönemlerde bu konu üzerinde daha fazla kafa yorulacağa benziyor. h.ilhan@zaman.com.tr

kaynak:http://yenibahardergisi.com/yenibahar/newsDetail_getNewsById.action?newsId=271972